Bilgi Zamanı

Üzüntü Kilo Aldırır mı

Üzüntü Kilo Aldırır mı
08 Mayıs 2013 - 1:12 'de eklendi ve 1451 kez görüntülendi.

ÜZÜNTÜ KİLO YAPAR MI

Üzülmek şişmanlatır mı ? Üzüntünün şişmanlatıcı etkisi üze­rinde bilhassa şişmanlar arasında yay­gın bir kanı var. Üzüntünün, şişman­lıkla ilişkisini ve ilim açısından bilinen gerçekleri şöylece sıralamak mümkün­dür.

Üzüntü ve can sıkıntısı bir grup in­sanın iştahını azalttığı onları yemeden kestiği halde özellikle şişmanlarda iş­tah artışını zamanlı zamansız yemek yeme isteğini tahrik etmektedir. Psi­kolojik olarak bu biçimde tatmin ol­mayan, üzülen kişilerin yemek yiyerek tatmin olduğu bilinmektedir. Çünkü bu insanların belirli bir uğraşa özellikle kendilerini oyalayan bir uğraşa yönel­tilecek olurlarsa yemek yemeyi unutup bu yeni durumla avundukları tespit edilmiştir.

Biz, şişmanların çoğunun sofra başında bekledikleri, yapacak başka bir işleri olmadığı için daima ağızla­rına çikolata, fındık, fıstık meyve gi­bi şeyler atma itiyadında olduğunu bildiğimiz için ilk konuşmamızda da­ima bu noktaya dikkatlerini çekmek­teyiz. Bunun en kolay giderilme yolu daima ilgilenilecek bir şey bulmak, zorla değil severek bir şeyler yapmak; eğer hiç bir şey yapılamıyorsa derhal evde ya da sokakta bir yürüyüşe çık­maktır. Yürüyüşü zevk haline getir­menin bu yönden büyük faydası var­dır.

Can sıkıntısı ve üzüntünün beyin ve sinirleri yorup yıprattığı ve şişman­lamaya istidadı olanları bol yemeğe sevkettiği bilindiğine göre, ne yapıp, yapıp zayıflamaya karar verenlerin bu anlayış içinde yürüyüş alışkanlığına yönelmeleri gerekir.

Büyük üzüntülerin su ve tuz tutan hormonları harekete geçirerek vücu­dun su tutmasını sağladığını evvelce söylemiştik. İlk yürüyüşlerin alışkın olmayanlarda ve bedenen tembelliği sevenlerde ayrı bir can sıkıntısı yarat­tığı bilinen bir gerçektir. Bunun baş çarelerinden biri, birbirlerinin sohbe­tinden hoşlanan kimselerin bir alış­kanlık elde edinceye kadar yürüyüşü beraber yapmalarıdır. Bazen yürüyü­şü daha sevimli ve mümkün kılacak özel çarelere başvurmak gerekebilir. Bilhassa yürümekten hoşlanmayan erkeklerin az çok yabancı fakat dost oldukları hanımlarla beraber yürüme­si daha kolay mümkün oluyor.

Bu yürüyüşlerin kan koca arasın­da olanları elbette en yararlı olanla­rıdır. Yalnız şunu belirtmeliyim ki, bu kan-koca yürüyüşlerinde birinin diğe­rine uyamaması ya da yolda gereksiz tartışmalara girilmesi bahis konusu ise buna başından itibaren mani olmak gerekir. Başlayıp yanda bırakmak çok daha zor, çok daha kırıcıdır. İnsanlann ihtiyaçları, zevk ve imkânları beraber olabildiği gibi bir ölçüde ay- n da olabilir. Bu ayn ihtiyaç zevk ve imkânın birleşememesi kırgınlık dar­gınlık veya siteme asla yol açmama­lıdır. Taraflardan biri diğerini anla­yışla karşılamalı tutum ve davranışıy­la mani olucu değil yardım edici bir yöne girmelidir.

Her zaman olduğu gibi iyi netice almak şartlara uymakla mümkündür. Şartlan neticeye götürecek şekilde ayarlamak ve bunlara uymak tabia­tın insana armağan ettiği en önemli yetenektir. Bu yetenekten inşam mah­rum kılan bencil ve eğitilmemiş iç ça­tışmalardır. Kıskanan ve başkalarının mutlu olmasına tahammül edemeyen kişiler yakınlarının, istemedikleri dav­ranışlarını değişik yollarla eleştirme çabasına girerler. Bunlar da ayrı bir sıkıntı ve üzüntü kaynağıdır. Post ar­kadaş ve eşlerini mutlu etmek isteyen­ler ne onları gereğinden fazla yıpra­tıcı eleştiri yağmuruna tutmalı, ne de her şeylerinin doğru olduğunu söyle­me gibi bir ilgisizliğin içine girmelidir­ler. Mümkün ve faydalı olanı söyle­meli bunu söylerken yumuşak olmalı ve sivri kelimeler kullanmadan söyle­menin yolunu bulmalıdır. Pek çok de­fa ana baba ve eşlerin zayıflama gay­retinde muvaffak olamayan yakınla- nna sert bir dille sataştıkları herkesin yanında onu küçültücü eleştirilerle karşı karşıya bıraktıkları görülmüş­tür. Bunun özellikle genç eşlerde bü­yük bir ruhsal yıkıntıya ve aşağılık duygusuna sebep olduğunu söyieme- ye bilmem lüzum yok.

İnsanı mutlu eden kendisine yakın ve faydalı olduğuna emin olduğu bir çevrenin bulunuşudur. Böyle bir çev­renin varlığı en büyük acıların bile paylaşılmasını mümkün kılar ve on­ları taşınır hale getirir. Böyle bir çev­re olmayınca ya da çevrenin iyi niye­tinden şüphe edilince başan daima güçleşir. Zayıflama kararı da daima bilhassa başlangıçta büyük bir müca­deledir. Bütün bu mücadelenin ilk günleri en zor olan günlerdir. Şişman kişi her işinde başarı sağlamış olsa bile bugün zayıf olmadığına göre bu işte başarısızlığa uğramış demektir. Onun bu konuda başarılı olabilmesi için en önemli şart ve yardıma kendisidir. Fakat o hale gelinceye kadar ilk gün­ler devamlı olarak tenkit etmek ve ge­rekeni yapmadığını söylemek onu ha­yattan bezdirir. Bu bezginlikle hiçbir şeyin devamlı olması beklenemez. Biz devamlılığın şartım hastanın kendi kendine inanması, yani eğitimi benim­semesi ve bunun devamının gerekti­ğine sarsılmaz bir inanca sahip olma­sında görüyoruz. Bazı insanların ka­rakteri ilk günden kendi kendini di­siplin altına almaya elverişlidir. Fakat şişmanlarda bu fevkalade enderdir. Büyük çoğunluk özellikle bu konuda bazı moral yardıma ihtiyaç gösterir­ler. O esnada ne yemeği teşvik ederek caydırmaya ne de devamlı tenkitlerle yıldırmaya kalkmamalı. Yapılan ufak tefek kusur ve programdaki sapma­ları tatlı bir dille doğru yola getirme­ye çalışmalıdır. Unutmamak gerekir ki, iştahlı insanlarda açlık özellikle ilk günlerde önemli bir “Verdiği sözden cayma” dürtüsü yaratır. Böyle za­manlarda bir küçücük krik-krak ya da yarım bisküvi ile bir çayı (tabii şe­kersiz) zayıflamak isteyenlerin yakın­ları getirip verivermelidir. Zayıflama­ya karar veren kişiyi bu kararından caydıracak en önemli unsur, çok acık­ma hissettiği zamanlarda yapacağı ufak tefek hataların yakınları tarafın­dan büyük bir eleştiriye uğramasıdır.

 

Gerçekten bunlar şişmanlıktan ve buna ilişkin eleştirilerden o kadar şi­kâyetçidirler ki, ekseriya yalnız yemek yemeyi tercih edişlerinin nedeni bu eleştirilerden uzak kalabilme gayreti­dir. Yemeği kısıtlama, iradesinin za­yıflığım kabul etme bunlar için o ka­dar zordur ki, iç ifraz bezlerinin has­ta olduğunu ve bunun için şişmanla­dığını yani hasta olduğunu kabul et­meyi daima tercih ederler. Nasıl uy­kuya doyamayanlara kısa süreli uy­ku kâfi gelmez ve her an hiç uyuma­dığından şikâyet ederse bunlara hiç bir zaman yedikleri kâfi gelmez ve ne kadar az yerlerse yesinler yine de ki­lo aldıklarını iddia etmekte akıl almaz bir inat gösterirler. Esasında daha ön­ce söylediğimiz gibi bünyeden bünye­ye ufak farklar vardır. Fakat hasta­nın tüm olarak psikolojik ve çevresel durumu organize edilmeden bu teda­viye başlamak daima kısa vadeli ol­maktadır. Hasta bir zaman sonra kendi bünyesindeki farklılıklara gö­re perhiz ve yürüyüşlerindeki değişik­liği ayarlamayı öğrenecektir. Fakat bu öğreniş oluncaya kadar her şeye iti­raz edecek, ya “Benim bütün ömrüm­de yaptığım zaten bu perhiz idi, bir kilo da zayıflayamadım” diyecek ve­ya bir düğüne giyeceği elbiseye uya­bilmek ya da deniz mevsimine mayo ile çıkabilmek için birkaç kilo zayıf­lama ile sonuçlanacak geçici tedbir­ler isteyecektir. Zayıflayacak kişi bü­tün alışkanlıklarıyla yeni baştan ken­dini organize edecektir. Ne lüzumun­dan fazla yiyecek ne lüzumundan faz­la tembellik edip sakin oturacak, ne bu zayıflama kararının kısa bir süre sonra yine eskiye dönüş anlamına gel­diğini düşünecek. Dengeli yiyecek, bol yürüyüş ve spor yapacak, alkolü uygar ve sıhhi ölçülerde alacak, bede­ni ve sinirlerini daha sağlam ve zinde tutacak olan bu yeni şartların kendi­si için bir zevk haline gelmesini temin edecektir, özellikle genç kızlarda ye­ni akım dolayısıyla gönlünce yaşamak ve kendini sıkıntıya sokmamak felse­fesinin arkasına sığınanları çok gör­mekteyiz. Çoğunun verimsiz olduğu bu yeni akımı tembellik ve kıskanç­lıklarına bir gerekçe gibi kullandıkları bilinen bir hakikattir. Başlangıçta ga­yet laubali, dünyaya metelik verme­yen ve böyle şeylere aldırmadığını bi­raz az terbiyeli bir eda ile belirten bu genç hastalarımızın baş başa konuş­malardan sonra disipline girmeleri çok daha kolay oluyor. Bizim tecrü­belerimize göre en iyisi onları arka­daşlarıyla ya da çok değer verdiği bir arkadaşının yardımıyla disipline al­malıdır. Ana baba ve ağabeylerin on­lar üzerinde hemen hemen hiçbir ro­lü olmuyor. Ana ve babanın bunlar­dan daima bir şeyler istemesi araların­da süre gelen bir çatışmayı doğurdu­ğu için bu yeni durumun tedavisinde ana babanın yardımı pek faydalı ol­muyor hatta bir ölçüde zararlı oluyor. Bu gençlerin çocuğunun çok saygı duydukları ve sözünden çıkmadıkla­rı bir yakın arkadaşları vardır. Onun bulunmasıyla bu sorun büyük ölçü­de çözüm yoluna girebiliyor. Herhal­de en tehlikeli durum bunlarla kala­balık içinde konuşmak ve doğrudan doğruya şahıslarını hedef alan eleşti­rilerde bulunmaktır.

Zayıflama kararında karşılaşılan önemli zorluklardan biri de özellikle hastalığı gereği sık sık makarna, pi­rinç lapası, süt, sütlaç, muhallebi ye­mek zorunda olanlardır. Herkesin bil­diği gibi bu hastalar esas hastalıkla­rının üzüntüsü içinde olduklarından onlar için şişmanlık geri plana düşer. Bizim böyle ülserli, bazı şişman has­talarımız olmuştur. Bunlar hastalık­ları gereği bazen bir saatlik açlığa bi­le dayanamazlar ve o anı mutlaka ye­mek yiyerek geçiştirmek zorundadır­lar.

Üzülmek Kilo Aldırır mı Yapar mı, üzüntü kilo aldırır mı şişmanlatır mı konusunda bilgiler verdik.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER