Bilgi Zamanı

Klasikçilik (Yeni Klasik Akım)

Klasikçilik (Yeni Klasik Akım)
02 Temmuz 2013 - 0:17 'de eklendi ve 1018 kez görüntülendi.

Klasikçilik Nedir

Klasikçilik, yeni klasik akım olarak da bilinir, güzel sanatlarda Eski Yunan ve Roma sanatını temel alan tarihselci yakla­şım ve estetik tutumdur. Genelde tarih, arkeo­loji, mimarlık ve sanat tarihinde “klasik” terimi Antik Çağda üretilen sanat yapıtları için kullanılır; klasikçilik ise yalnızca Antik Çağdan esinlenerek üretilmiş yapıtlara iliş­kindir. Gene de “klasik” ve “klasikçi” terimleri çoğu zaman birbiriyle karıştırılır.

Klasik terimi bir estetik tutumu belirtmek için kullanıldığında. Antik Çağ sanatının uyum, açıklık, sınırlılık, evrensellik ve idea­lizm gibi özelliklerini çağrıştırır. Antik Çağ sanatına duyulan büyük saygı nedeniyle, bazen bir örneğin kendi türünün en iyisi olduğunu belirtmek için de kullanılır (örn. klasik bir villa). Benzer biçimde bazı tarihçi­ler ve estetikçiler de her üslubun gelişme sürecinde belli özellikler gösteren bir klasik evrenin varlığından söz ederler. Buna göre klasik evre bir üslubun en yetkin ve en uyumlu ifadesini bulduğu dönemdir; genel­likle ilkel ya da olgunlaşmamış bir “arkaik” evreden sonra başlar ve yerini başlangıçta­ki gücün yitirildiği, yapıtların aşırı biçimde süslenerek işlendiği bir “maniyerist”, “ba­rok” ya da “dekadan” evreye bırakır.

Batı’daki klasikçi dönemlerde Antik Çağ yapıtlarının örnek alındığı görülür, ama bu’ örneklerin yorumlanışı ve uygulanışı zama­na ve türlere (resim, mimarlık, edebiyat ve müzik gibi) göre değişir. Görsel sanatlarda klasikçiliğin estetik tutumu ile ilgili genel niteliklerin yanında daha özgül niteliklere de yer verilir; örneğin, renkten çok çizgi, eğrilerden çok düz çizgiler, derin mekânda diyagonal kompozisyonlardan çok yakın planda kapalı kompozisyonlar ve özelden çok geneli vurgulama yeğlenir. Gene de Antik Çağ yapıtlarını örnek alan sanatçılar kendi çağlarının sorunlarını ve ülkülerini yapıtlarında yansıtmaktan kaçmamadıklarından, aldıkları esini farklı biçimlerde yorumlamışlardır. Klasikçilik de değişik dö­nemlerde çeşitli karşıtlıkların bir kutbunu oluşturmuştur. Bu kutuplaşmalar klasik- romantik, klasik-yenilikçi örneklerindeki gibi estetik ve eleştirel temellere dayandırılabildiği kadar, tümüyle tarihsel karşıtlıkları da belirtebilir; örneğin Rönesans’a karşı gotik, yüksek Rönesans’a karşı maniyerizm ya da Poussinciliğe karşı Rubensçilik dendiğinde, klasikçi estetik özelliklerini hep ilk sayılan dönemin barındırdığı kabul edilir.

Klasik gelenek ortaçağda da sürdürülmek­le birlikte, klasikçilik asıl 15. ve 16. yüzyıl­larda İtalyanların Antik Çağın klasik kültü­rünü özümseme çabalarının yol açtığı İtal­yan Rönesansı’yla doğdu. 15. yüzyılda klasikçiliği güzellikle özdeşleştiren Leon’ Battista Alberti, mimarlıkta güzelliği, “bütün parçalar arasında (klasik yapıtların incelen­mesiyle elde edilmiş) sağlam kuralları izle­yerek ulaşılan uyum ve bağdaşmışlık; her­hangi bir ekleme, çıkarma ya da değiştirme­nin yalnızca bozulmaya yol açacağı kusur­suz birlik” biçiminde tanımladı. Alberti’ye göre “heykelci, figürünün bütün duruşu ve etkisiyle, konu aldığı insanın yaşamını ve kişiliğini yansıtmaya çalışmalıydı.” Bu dö­nemde ressamlar insanı yücelten konuları seçtiler; betimlenen eylemlere uygun figür­leri kullandılar; eylemlerin doğadaki görü­nümünü taklit ettiler. Görsel sanatlarda Michelangelo’nun “Davud” (1501-04, Flo­ransa Akademisi) heykeli, Raffaello’nun “Baldassare Castiglione Portresi” (1516, Louvre Müzesi. Paris) ve Donato Bramante’nin günümüze ulaşmayan Caprini Villası (y. 1510. Roma) Rönesans klasikçiliğinin en üstün örneklerindendir.

Roma’daki Antik Çağ ve Rönesans örnek­leri 200 yıl boyunca italya’da geçerli olan klasikçilik ölçütlerini sağlarken, Fransız sanatçılar 17. yüzyılda bu örneklerden ve Alberti’nin kuramlarından etkilenerek arı­tılmış bir klasikçiliğe yöneldiler. Resimde Nicolas Poussin (“Phokion’un Cenaze Tö­reni”, 1648, Louvre Müzesi, Paris) ve mimarlıkta François Mansart (Val-de-Gra- ce Kilisesi, 1645-67, Paris) bu sanatçıların en önemlileri oldu. 18. yüzyılda İngiltere’de mimarlık sanatı İtalyan mimar Andrea Palladio’nun Eski Roma ve Rönesans’tan esin­lenen görüş ve yapıtlarını temel aldı. Bu üslup, ingiliz ve Amerikan mimarlığına 19. yüzyılın başına değin egemen olacak klasik- çiliğin ölçütlerini getirdi; Lord Burlington” m Chiswick Evi (Middlesex, 1725’te başlan­dı) ve Thomas Jefferson’m Monticello Mali­kânesi (Charlottesville, Virginia, 1809’da tamamlandı) gibi yapıtlarına yansıdı. Krali­yet Akademisi’nin ilk başkanı olan Sir Joshua Reynolds gibi İngiliz ressamlarının eğitime verdiği önem de İngiliz ve Ameri­kan resminde Rönesans, klasikçiliğinin etki­sindeki benzer bir gelişmeye yol açtı.

18. yüzyılın ortasında klasikçilik iki yön­den saldırıya uğradı. Yücelik özlemi ve arayışı içinde güzelliği klasikçilikle bir tu­tan anlayışa karşı çıkıldı ve romantik fante­ziler, geniş çağrışımlı göndermeler ve garip yenilikler, klasikçiliğin duruluğundan ve soyluluğundan değerli görülmeye başladı. Benzer biçimde Yunan sanatının savunul­ması da Eski Roma sanatının kabul edilmiş üstünlüğünü sarstı. Örneğin Antik Çağ sanatlarına ilk eğilen sanat tarihçisi Johann Winckelmann, Yunan heykelinde “soylu bir yalınlık” görüyor, sanatçıları, insanın yüce­liğini ortaya çıkaran Yunanlı sanatçılar gibi doğaya öykünmeye çağırıyordu. Klasikçi öğreti Roma’dan Eski Yunan’a yöneldi. Heykelde bu yolu özellikle Antonio Canova izledi. Resimde ise Jacques-Louis David, Raffaello’nun ve Augustus dönemi Roma’ sının biçimsel ölçütlerini yeniden yerleştire­rek klasikçiliği ressamların işlemeleri iste­nen yüce konular için bir araca dönüştürdü (örn. “Horatius Kardeşlerin Yemini”, 1784, Louvre Müzesi, Paris). Sınırlılık, görkem ve yalınlığın yanında belirgin biçim ile soylu içeriğin tam anlamıyla bağdaştırılarak bütün ayrıntılarıyla yansıtılması Pablo Picasso, Aristide Maillol ve Henry Moore gibi daha sonraki sanatçıların çoğu yapıtında klasikçi­liğin sürmesini sağladı. Mimarlıkla klasikçilik, 18. yüzyılın orta­sından sonra akılcı tutumla birleşti. Eski Yunan, Roma ve Rönesans örneklerinin üstün sayılması pek çok yeni-klasik yapıtın doğmasına yol açtı. 20. yüzyılın başında uyum ve oran gibi klasik ölçütlerin, yeni teknolojinin yarattığı malzemelere ve yeni tekniklere uygulanmasıyla farklı üsluplara ulaşıldı. Le Corbusier ve Ludvvig Mies van der Rohe klasikçiliğin çağdaş sorunlara ve malzemeye uygulanışının iki değişik örneği­ni verdiler.

Edebiyat ve müzikte klasikçilik, genel olarak görsel sanatlardaki klasikçilik ile aynı döneme rastladı. Örneğin edebiyatta klasikçiliğin canlanması Cicero’nun taklit edildiği Rönesans sırasında gerçekleşti. Fransa’da 17. yüzyılda görsel sanatlarda olduğu gibi edebiyatta da çeşitli türlerde klasikçi tutum gelişti. Pierre Corneille/ve Jean Racine gibi oyun yazarlarıyla Rene Descartes ye Blaise Pascal gibi düşünürler öne çıktı. İngiliz edebiyatında Fransa’dan sonra ortaya çıkan “klasik” yöneliş 18. yüzyılda John Dryden ve Alexander Pope ile doruk noktasına ulaştı. Gotthold Ephra- im Le’ssing, Johann Wolfgang von Goethe ve Friedrich Schiller ise “klasik” Alman edebiyatının önde gelen adları oldular. 20. yüzyılın başında T.S. Eliot ve Yeni Eleştiri akımının üyeleri de biçime verdikleri önem ve düşünsel disiplinleri yüzünden bazen klasikçi olarak nitelendirildiler. Müziğin “klasik dönem”i 18. yüzyılın sonunda başladı, Almanya ve Avusturya asıllı Joseph Haydn, Wolfgang Amadeus Mozart, George Frideric Handel, Christoph Gluck ve genç Ludvvig van Beethoven gibi bestecilerin katkılarıyla sürdü. Bu bestecile­rin müziği işlenmiş, incelikli ve melodikti. Çalgı müziği de ilk kez bu dönemde vokal müziğin önüne geçti. Bu tür müziğe ve kuralına uygun “klasik” biçime gösterilen yoğun ilgi, senfoni orkestralarının ve oda topluluklarının yanında piyanonun ve çeşitli müzik formlarının standart hale gelmesine yol açtı.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER