Bilgi Zamanı

Kantat Ne Demek

Kantat Ne Demek
18 Temmuz 2013 - 10:46 'de eklendi ve 2049 kez görüntülendi.

Müzik dünyasından bir terim kantat ne demek, kantat nedir anlamı hakkında bilgi vereceğiz.

Kantat (İtalyanca cantare: “şarkı söyle­mek”), önceleri bir çalgı için yazılan sonatın tersine, sesle söylenmek üzere yapılan bes­te; günümüzde ise insan sesi ve çalgılar için yapılan herhangi bir besteye verilen genel addır. Modern kantat oratoryoya benzemekle birlikte ondan daha kısadır ve mutlaka dinsel konulan işlemesi gerekmez.

Kantat sözcüğü ilk olarak İtalyan besteci Alessandro Grandi’nin Cantade et arie a voce so/a’sında (1620-29; Solo Ses İçin Kantat ve Arya) yer aldı. Melodinin her kıtada sürekli bas üzerinde çeşitlendirildiği önceki strofik aryalarda ve Claudio Monteverdi’nin son dönem madrigalleri gibi vokal oda müziği yapıtlarında, kantatın habercisi sayılabile­cek öğeler vardı. Grandi’den sonra bestele­nen ilk kantatlar, İtalyan bestecilere aitti; hepsi İtalyanca sözlerle bestelenmiş bu yapıtların çoğu din dışı (cantata da camera: “oda kantatı”), bazıları ise dinsel bir üslup (cantata da chiesa: “kilise kantatı”) taşıyor­du. Temel özellikleri bakımından değişik olmakla birlikte, zamanla her iki üslup da o dönemin operasında görülen resitatifarya bileşiminin özelliklerini benimsedi. Luigi Rossi, Pietro Antonio Cesti, özellikle de Giacomo Carissimi 17. yüzyılın önde gelen kantat bestecileriydi. Bunlan izleyen beste­ciler, kantatı tek bir ses, bazen de iki ses için yazılmış, birbirinin ardından gelen bir dizi resitatif ve da capo aria’lar (-ABA-, A bölümü genellikle çeşitleniyordu) biçiminde standart bir yapıya kavuşturdu. Alessandro Stradella, Mario Savioni, Giovanni Legrenzi gibi besteciler ve öğrencileri, kantatı Roma’daki ve Avrupa’nın öbür kentlerinde­ki saraylarda gelişen aristokrat müziğinin ayrılmaz öğesi durumuna getirdiler. Ales­sandro Scarlatti ise son İtalyan kantat bestecilerinin en önemlisiydi. Scarlatti’nin Alman öğrencisi Johann Hasse, oda kantatı­nı Dresden’e taşıdı. Handel de İtalyan tarzı kantatlar yazan besteciler arasındaydı. 18. yüzyıl başlarında Fransız müziğinde, özel­likle de Louis Clerambault, Jean-Baptiste Morin ve Rameau’nun yapıtlarında benzer bir eğilim gözlendi. Fransız kantatlarının sözleri, genellikle Fransızcaydı. Aristokrat çağrışımlarından sıynldığı Almanya’da ise kantat, Almanca sözlerle yazılıyordu.

Lutherci din adamları, özellikle de Erdmann Neumeister, kilise ayinlerinde din dışı müziğin kullanılmasına ön ayak oldu. Bu din adamları Alman Protestan bestecilere operadaki arya biçimini temel alan dinsel kantatlar yazmaları için bir dizi metin hazırladı. Bundan önce Lutherci kilise mü­ziği, genellikle Kitabı Mukaddes metinleri­nin kullanıldığı 12. yüzyıl müziğine dayanı­yordu. Neumeister’in daha dünyevi bir biçim kazandırma çabasının sonucunda, kilise müziği İtalyan opera müziğinin üslu­bunu benimsedi. Georg Philipp Telemann, pazar günleri ve kutsal günler için besteledi­ği 12 kantat dizisiyle bu eğilimi temsil eder.

Bach, kantat olarak bilinen yapıtlarını motetto, konçerto ya da od gibi daha eski terimlerle adlandırmıştı. (Bu yapıtlara kan­tat adını verenler, 19. yüzyıl müzik yayımcılarıydı.) Bach, kantatlarda genellikle görü­len yüzeysel üslubu kullanmayı da reddet­mişti. Buna karşın pek çok kişi, kantatı en iyi Bach’ın yapıtlarıyla tanır. 1714’ten başla­yarak Bach, kilise yapıtlarında da capo aria’lara yer verdi. Kilise kantatlarının ço­ğunu Lutherciliğin etkisindeki Leipzig’de kaldığı dönemin (1723-25) başlarında besteledi. Koral kantat adı verilen biçimi de bu dönemde geliştirdi. Koral kantat, bir ilahi­nin ilk kıtası üzerinde inceden inceye işlen­miş bir koral fantezi ile başlıyor, cemaatin de katıldığı son kıtanın armonizasyonu ile bitiyordu. Aradaki kıtalarda işlenen tema­lar, bir ya da daha çok vokal solocu için yazılmış resitatif ya da arya bölümlerinde yeniden işleniyor, çeşitli bölümler dinsel ayinle iç içe geçiriliyordu.

Din dışı kantatlar, Bach’ın yaşadığı dönem (örn. Kahve ve Köylü kantatları) ve sonra­sında da oldukça yaygındı. Büyük Viyanalı besteciler bazı vesilelerle, genellikle de belli bir olay nedeniyle kantatlar bestelemeyi sürdürdülerse de (örn. Mozart’ın Die Mau- rerfreude’si [Masonların Sevinci]) kantat biçimi zamanla geriledi.

Yaklaşık 1800’den sonra kantatlarda gide­rek daha serbest bir üslup benimsendi ve kantat terimi Beethoven’in Der glorreiche Augenblick’inden (Şanlı An) başlayarak bir ya da daha çok insan sesi, koro ve orkestra için bestelenen, az çok ölçekli herhangi bir yapıt için kullanılmaya başladı. Mendelssohn da senfoni kantat adını verdiği Lobgesang’ta (1840; Övgü İlahisi) senfoni ile kantat tarzını birleştirdi. 20. yüzyıl bestecisi Benjamin Britten ise gerçekte bir kantat olan yapıtına Spring Symphony (1949; İlk­bahar Senfonisi) başlığını koydu.

Eski müzik biçimlerine ilgi duyan 20. yüzyıl bestecileri, kantatın yapısını geliştir­diler (örn. Benjamin Britten’ın kantikleri). Buna karşılık, eskiden tanımlandığı biçi­miyle oda kantatı, günümüzde şarkı çevrim­lerine ve genel olarak şiir bestelemeye ilgi duyan bestecilerin raslamsal ürünleriyle varlığını sürdürmektedir. Samuel Barber’ın Opus 3, Dover Beach’i (1931; Dover Kum­salı) ve Dmitri Şostakoviç’in Aleksandr Blok’un Şiirleri, bunlara örnek gösterile­bilir.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER