Bilgi Zamanı

Kalidasa Kimdir

Kalidasa Kimdir
18 Ağustos 2013 - 13:48 'de eklendi ve 805 kez görüntülendi.

Kalidasa Kimdir, Kalidasa Şiirleri, Kalidasa Hayatı Hakkında Bilgi

Kalidasa (ü. İS y. 5. yy, Hindistan), Sanskrit şiir ve oyunları bu dildeki edebiya­tın başyapıtları sayılan büyük Hintli yazar. Özgünlüğü saptanan altı yapıtı Abhicnanaşa- kuntala (Şakuntala’nm Alameti), Vikra- morvaşi (Yiğitlikle Kavuşulan Urvaşi) ve Malavikagnimitra (Malavika ve Agnimitra) adlı oyunları, Raghuvamşa (Raghu Haneda­nı) ve Kumarasambhava (Savaş Tannsmın Doğuşu) adlı epik şiirleri ve “Meghaduta” (Haberci Bulut) adlı lirik şiiridir. Çoğu klasik Hintli yazar gibi Kalidasa’nın yaşamı ve çevresi konusunda çok az bilgi vardır. Şiirleri özgür düşünceli, ama Hindu dünya görüşünü benimsemiş bir Brahman olduğunu düşündürür. Adının “Kali’nin hizmetkârı” anlamına gelmesi Kali’nin eşi olan Tann Şiva’ya inandığına işaret eder. Ama başta Vişnu olmak üzere zaman zaman öbür tanrılara da övgüler düzdüğü görülür.

Kalidasa bir Seylan (Sinhali) efsanesine göre, 517’de tahta çıkan Kumaradasa’nın hükümdarlığı döneminde Seylan’da öldü. Daha yaygın bir inanca göre ise, efsanevi kral Vikramaditya’nm Uccain’deki sarayı­nın “dokuz cevher”inden biriydi. Ama Vik- ramaditya (Yiğitlik Güneşi) lakabıyla bili­nen birden çok kral vardır; ayrıca bu dokuz seçkin saraylının hepsi aynı dönemde yaşa­mış olamaz. Kalidasa’nın da ancak oyunla­rından birinin kahramanı olan ikinci Şunga kralı Agnimitra’nın hükümdarlığı (İÖ y. 2. yy) ile Kalidasa’yı öven Aihole (Aivalli) yazıtı (İS 634) arasında bir dönemde yaşadı­ğı kesin olarak söylenebilir. 473 tarihli Mandasor yazıtında taklit edildiği anlaşıl­makta, ama adı anılmamaktadır. Tarihleme konusunda, bütün bu kopuk bilgi ve tah­minleri dikkate alan tek bir varsayım gelişti­rilememiştir. Araştırmacıların hepsinin değilse de pek çoğunun görüşüne göre Kalidasa, Vikrama- ditya lakabını taşıyan II. Çandra Gupta’nın hükümdarlık döneminde (y. 380 – y. 415) yaşadı. İnandırıcı bulunan bu varsayımın temelinde, yapıtlarının, parlak Gupta hane­danının kültür değerlerini kusursuz bir bi­çimde ve bütün yönleriyle dile getirmesi yatıyordu. Kalidasa’ya mal edilen pek çok yapıt bulunmakla birlikte, uzmanlar bunlar­dan altısının kesinlikle onun elinden çıktığı­nı, “Rtusamhara”‘yı (Mevsimler Çelengi) ise gençliğinde yazmış olabileceğini saptadı. Ama bu yapıtlardan yola çıkarak şiirsel ve düşünsel gelişimini izleme girişimleri, klasik Sanskrit edebiyatın kişisel olmaması yüzün­den sonuçsuz kaldı. Yapıtları, Hint gelene­ğinde Sanskrit dilinin ve kültürünün içkin edebi niteliklerinin somutlanması biçiminde değerlendirilerek Sanskrit edebiyatın temel örneği olarak alındı.

Kalidasa’nın en ünlü oyunu olan Abhicna- naşakuntala Hint edebiyatında gelmiş geç­miş en büyük yapıt sayılır. Konusu Mahab- harata destanından alman oyunda bir su perisinin kızı olan Şakuntala’nın Kral Dush- yanta’yla gizlice evlenmesi, doğurduğu er­kek çocuğu saraya götürürken kralın ileride kendisini tanıyabilmek için verdiği yüzüğü ırmağa düşürmesi, oğluyla birlikte kral tarafından reddedilmesi ve sonunda cennet­te birleşmeleri anlatılır. Çocuk, Hint ulusu­na adını veren Bharata’dır. Bir aşk masalı biçiminde yeniden yazılan öykünün kahra­manları eski soylu ülküleri temsil eder. Kız duygusal ve özverilidir; yalnızca doğanın güzellikleriyle ilgilenir. Dharma’nın (dinsel ve toplumsal yasalar) baş hizmetkârı olan kral ise toplumsal düzenin koruyucusu, tuttuğunu koparan bir yiğit, ama aynı zamanda sevgilisini yitirmenin acısını çeken yumuşak biridir. Olay örgüsü ve karakter­ler, Kalidasa’nın yaptığı değişiklikle daha inandırıcı olmuştur. Öyunda Dushyanta sevgililerin ayrılmalarından sorumlu tutul­maz; bir kâhinin laneti yüzünden yanlış davranır. Kalidasa’nın bütün yapıtlarında olduğu gibi, doğanın güzelliği dünya edebi­yatında eşi zor bulunan zarif eğretilemelerle betimlenir.

Adında vikramaditya ile ilgili bir söz oyunu bulunduğu sanılan Vikramorvaşi’de, Hindu dininin en eski kutsal metinleri olan Vedalar kadar eski bir efsane değiştirilerek anlatılır. Konusu Kral Pururavas’ın su perisi Urvaşi’ye duyduğu aşktır. Oyunun dördün­cü perdedeki ünlü “delilik sahnesi”nde acı içindeki kral çok güzel bir ormanda dolaşır­ken, çiçekler ve ağaçlarla sevgilisiymiş gibi konuşur. Sahnenin bir bölümü şarkılı ve danslı olarak düşünülmüştür. Yüce bir amaç gütmeyen Malavikagnimitra da en az öbür yapıtları kadar başarılıdır ama onlar­dan farklıdır; komik ve neşeli bir harem entrikasını konu alır. Bazı tarihsel olaylara göndermede bulunan oyun bu bakımdan benzersizdir, ama olayların tarihe uygunlu­ğu çok tartışılmıştır.

Kalidasa’nın kav ya üslubundaki şiirleri epik ve lirik olmak üzere ikiye ayrılır. Raghuvamşa ve Kumarasambhava adlı uzun şiirleri epiktir. Birinci şiirde, kahraman Rama’nın atalarının ve torunlarının efsane­leri anlatılır. İkincisi ise, Şiva’nın eşi Parvati tarafından baştan çıkarılması, Kama’nın (Arzu Tanrısı) tutuşması ve Şiva’nın oğlu Kumara’nın (Skanda) doğumu ile ilgili pi- karesk bir öyküdür. Öyküler yalnızca kıta­ların zincirleme bir düzen içinde sıralanma­sını sağlar. Her kıta ölçü ve dil açısından kusursuzdur; karmaşık ve uyumlu imgelerle doludur. Şiirler Kalidasa’nın Sanskritin şiir­sel olanaklarından yararlanmadaki ustalığı­nın eşsiz örneklerini oluşturur. Lirik “Meg- haduta” şiirinde ise bir âşığın uzaktaki sevgilisine söylediği sözlerin arasına, Kuzey Hindistan’ın kuzey kesimindeki dağların, ırmakların ve ormanların ustalıklı betimle­meleri serpiştirilmiştir. Kalidasa yapıtlarında üstünlüğünden ve gücünden emin saray çevresini yansıt­tı. Eski Brahman dinsel geleneğinin, özel­likle de Sanskritle olan törensel ilgisi­nin, yeni ve parlak dünyevi Hinduizmin gerekleri ile birleştirilmesine belki de en büyük katkıda bulunan yazar oldu. Ama Gupta rönesansını özetleyen bu bütünleş­me, zayıf toplumsal tabanından dolayı uzun süre yaşamadı. Gupta İmparatorluğu’nun çöküşünü izleyen huzursuzluklarla birlikte, Kalidasa da, Sanskrit edebiyatın ve Hint aristokrasisinin bir daha karşılaşamayacağı bir kusursuzluk örneği olarak tarihte kaldı. Çağdaş Batı toplumlarında Kalidasa’ya duyulan ilgi, Sir William Jones’un Şakunta­la’nın öyküsünü çevirmesi (1789) ile başla­dı. Bir Batı diline aktarılmış en eski Hint yapıtlarından biri olan bu çeviriden Alman- caya yapılan çeviri de Johann Wolfgang von Goethe’nin hayranlığım uyandırdı.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER