Bilgi Zamanı

Kagir Nedir- Ne Demek

Kagir Nedir- Ne Demek
02 Ağustos 2013 - 14:01 'de eklendi ve 1254 kez görüntülendi.

Kagir Nedir, Kagir Hakkında Kısaca Bilgi

Kâgir, taş, tuğla, beton vb gibi organik olmayan malzemeyle inşa edilmiş her türlü yapı. Kâgir yapı ilkel insanın az bulunan doğal mağaralar yerine, taş yığınlarından yapay barınaklar yapmaya çabalamasıyla ortaya çıktı. İrlanda’nın Aran Adalarında Tarih öncesinden kalma kısmen toprağa gö­mülü, daire planlı taş kulübeler bulunmuş­tur. Eski Mısır’da İÖ 4. binyılda geliştirilen karmaşık duvar örme tekniklerinin örnekle­rine eski strüktürlerin en cüretlisi olan Piramitler’de karşılaşılır.

Kâgir yapım malzemelerinin seçimini her zaman çevredeki jeolojik oluşumlar ve ko­şullar belirler. Örneğin Eski Mısır tapmak­tan Nil boyundaki kireçtaşı, kum taşı, su- mermeri, granit, bazalt ve porfir ocaklann- dan çıkartılan malzemeyle yapılmıştır. Bir başka eski uygarlık merkezi olan Mezopo­tamya’da ise taş ocaklarının bulunmamasına karşılık zengin kil kaynakları vardı. Bunun sonucu olarak Asur ve Pers imparatorlukla- nnda kâgir yapılar kerpiçle yapılmış ve bazısının cepheleri fırında pişirilmiş sırlı tuğlalarla kaplanmıştı.

Taş ve kil, ortaçağda ve sonrasında da kâgir yapımın temel malzemesi oldu. Kâgir yapım alanında önemli bir adım, Romalıla- nn betonu bulmalarıyla atıldı. Kesme taş bloklarla örülen duvarlarda harç kullanma­ya gerek yoktu. Ama Romalılar gene de, bir tür volkanik kül olan pozolandan yap­tıkları çimentonun değerini hemen anladı­lar. Su, kireç ve taş kırıkları ile kanştırılan bu çimento, suyunu kaybedince betona dönüşüyordu. Bu betonla yapılan ve yü­zeyleri taş ya da pişmiş toprak malzemeyle kaplanan duvarlar hem daha ucuza çıkı­yor, hem de daha kısa sürede bitirilebiliyordu.

Taşıyıcı sistemleri biçimlendirmede daha özgür davranma olanağı veren beton, Ro­malıların uzun zamandır bildikleri, ama az kullandıkları kemeri, temel strüktür öğele­rinden biri olarak geliştirmelerini sağladı. Kemerin kullanılmasından önce yapı ustala- n, taşın bir açıklığı geçmek için yatay bir yapı öğesi olarak kullanıldığında, kendi ağırlığından ve üstüne konan herhangi bir cismin ağırlığından doğan çekme kuvvetine karşı dayanamayarak kırılması yüzünden önemli bir kısıtlamayla karşı karşıya idiler. Çünkü kırılmayı önleyebilmek için geçilen açıklığı küçük tutmak zorunda kalıyorlardı.

Mısırlılar tapınaklarının çatılarını, birbirle­rine yakın yerleştirilmiş sütun ve ayaklara oturttukları taş plaklarla örtmüşler, Yunan­lılar ahşap çatı kirişlerinin üstünü ince taş levhalarla kaplamışlardı. Bunlar yangına ve iklim koşullarına da dayanıklı değildi. Oysa kemerde kilit taşından üzengi taşına kadar kâgir strüktürün tümü basınca çalışıyor, çekme kuvvetini ortadan kaldırıyordu. Ta­şın basınç kuvvetine karşı dayanıklılığı yük­sekti ve Romalılar bu sayede büyük açıklıklı köprüler, birçok sukemeri yaptılar. Kemeri yatay bir doğru üzerinde öteleyerek (ilerle­terek) tonozu buldular ve bununla Roma’ daki Venüs Tapmağı gibi yapıların üstünü başarıyla örttüler. Kemeri, kilit taşından geçen düşey eksen çevresinde döndürerek de, Roma’daki Pantheon’da kullanacakları kubbeyi oluşturdular. İki beşik tonozu birbi­rine dik yönde kesiştirerek büyük hamam­larda kullandıkları çapraz tonozu geliştir­diler.

Ortaçağda Roma mimarlığının beşik ke­meri önemli bir değişim geçirdi, sivri keme­rin geliştirilmesiyle, uygun aralıklı ayaklara yaslanan sağlam bir iskelet sistemi kurula­bildi. Romalıların katı, kitlesel yapıları yerlerini, dışta uçan payandalarla destekle­nen, yüksek, sivri çapraz tonozlara bıraktı. Kalın harçlı derzlerle birleştirilen daha kü­çük boyutlu taşlarla, kâgir yapım sistemini yetkinleştiren esnek ve narin bir strüktür ortaya çıktı. Her yapı birimi öbürünün üstüne oturarak yükseldiğinden, birleşme noktalarındaki basıncın homojen olarak dağıtılabilmesi için harç kullanılması gereki­yordu. Gotik yapım tekniklerinin ortaya çıkmasıyla, geniş açıklıkları yalnızca basınca çalışan malzemeyle geçme sorunu çözülmüş oldu. 16. yüzyılda makasın geliştirilmesi, 17. yüzyılda bilimsel strüktürel analizin başlatılması ve 19. yüzyılda yüksek çekme kuvvetlerine karşı dayanıklı çelik ve be­tonarme gibi malzemelerin geliştirilmesi, açıklıkların geçilmesinde kâgir sistem­lerin önemini azalttı. Kâgir, betonun ana malzemesi Portland çimentosunun icadı ile 20. yüzyılda Roma öncesindeki rolüne yeniden kavuşarak, düşey bölme duvar­larının oluşturulması biçiminde kullanılır oldu.

Kâgir yapım temelde kil, kum, çakıl ve taş gibi yüzeyden ya da ocaktan çıkartılan malzemelere dayanır. En çok kullanılan taşlar granit, kireçtaşı, kumtaşı ve mermer­dir. Taşın yanı sıra çeşitli cins killer de, tuğla ve beton blok gibi işlenmiş malzeme haline getirilir.

Taşın biçimlendirilmesi ve işlenmesi için değişik araçlar, aletler kullanılır. Bunlar çekiç, madırga, murç ve keski gibi el aletlerinden, katarakt makineler, daire tes­tereler, silme ve perdahlama makineleri ve tornalara kadar çok çeşitlidir. Ayrıca taşın şantiyede işlenmesi için de gene hafif el aletlerinden motorlu vinçlere kadar pek çok araç geliştirilmiştir.

Mimarların çoğu, geleneksel kâgir yapıma, rengi, ölçeği, dokusu, deseni ve dayanıklılık duygusu yaratan görünümü nedeniyle önem verir. Estetik çekiciliğinin yanı sıra, kâgir yapım teknikleri ses yalıtımı, yangına daya­nıklılık ve günlük ısı değişimleri karşısında­ki yalıtkanlık açısından da olumlu nitelikle­re sahiptir. Kâgir yapıların kalın duvarları, çağdaş gökdelenlerin çelik ve cam duvarla- nndan çok daha etkili bir yalıtım sağlar.

20. yüzyılın konut mimarlığında kâgir ya­pım, ahşap iskeletle bağlantılı olarak da sık sık kullanılmaktadır. Nem geçirmez boşluklu duvarlar, çoğunlukla iki ayrı duvar biçi­minde oluşturulur. Temelde taş bloklar kullanılır. Yapı yönetmeliklerinin çoğu yan­gın duvarlarının kâgir olmasını zorunlu kılar.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER