Bilgi Zamanı

İşkence nedir Tarihçesi

İşkence nedir Tarihçesi
23 Haziran 2013 - 13:22 'de eklendi ve 1088 kez görüntülendi.

İşkence nedir, işkencenin tarihi hakkında bilgi

işkence, bir kişiye bir şeyi söyletme ya da yaptırma maksadıyla maddi ya da psikolo­jik yöntemlerle acı çektirerek uygulanan baskı ya da eziyete verilen addır.

Tarih boyunca türlü amaçlarla başvurulan işkencenin temel fonksiyonu, soruşturma sürecin­de sanığa suç işlediğini kabul ettirmek, kendisi ya da başkaları hakkında bilgi ve kanıt elde etmektir. Totaliter ve otoriter rejimlerde muhalefeti bastırmak, kişileri yıldırmak ve başkalarına gözdağı vermek gayesiyle de bu yönteme başvurulur. Tarih­te işkencenin cezalandırma metodu olarak kullanıldığı da olmuştur.

Eski Yunan ve Roma’da işkence kölelere ve yabancılara uygulanır, yurttaşlar söz konusu olduğunda ise insan onurunu kırıcı bir eylem sayılırdı. Ortaçağ başlarında he­men hemen bütün ülkelerde işkence bir sorgulama ve cezalandırma yöntemiydi. Sonraları, Enkizisyon yöntemine bağlı ka­lan İspanya dışında Avrupa ülkelerinin hemen hepsinde uygulama dışı bırakıldıysa da, 13. yüzyılda yeniden canlandı. Bunda, ceza yargılamasında itirafa önemli bir delil değeri tanıyan kilise hukukunun payı bü­yüktü. Örneğin 1252 tarihli bir papalık kararnamesi, Enkizisyon kovuşturmasına uğrayan “heretikler”e işkence yapılmasına olanak veriyordu. Fransa’da devrim önce­sinde en zalim işkence yöntemleri gözdeydi.

İşkenceye ilk büyük karşı çıkış 17. yüzyılda Cizvitlerden (Van Spee, Adam Tanner, Paul Laymann), Protestanlardan (Grevius ve Bekker) ve yargıçlardan geldi. Essais (1580; Denemeler, 1947,1984) adlı yapıtıyla Montaigne, daha sonra da 18. yüzyılda Beccaria, Montesquieu ve Voltaire gibi yazarlar da bu kurumu sert bir biçimde eleştirdiler. 18. yüzyıl Avrupa’sının birçok ülkesinde, örneğin İsveç’te 1734 ve 1772’de, Prusya’da 1740’ta, Toscana’da 1786’da, Fransa’da 1789’da işkence yasaklandı.

Modern çağın uluslararası hak ve özgür­lük bildirgeleri, antlaşma ve sözleşmeler, anayasalar ve yasalar işkenceyi yasakla­makta ve cezalandırmakta söz birliği içinde­dir. 1948 İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, hiç kimseye işkence yapılamayacağı, zalim­ce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranışta bulunulamayacağı, bu nitelikte cezalar ko­namayacağı kuralını getirmiştir (m. 5). Ay­nı ilke Birleşmiş Milletler’in 1966 tarihli Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası An­laşmasında da tekrarlanmıştır (m. 7). Gene Birleşmiş Milletler 1984’te İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültü­cü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ni kabul etmiştir. Bu metin, işkenceyi tanımladıktan sonra bunu önleme ve denetleme yollanm, devletlerin yükümlülüklerini, işkenceye uğrayanların haklarını düzenler. Ön uzmandan oluşan ve geniş araştırma olanakları bulunan İşkence­ye Karşı Komite, bu alanda uluslararası denetim organı işlevini görür.

Avrupa Konseyi de işkenceye karşı önlem­ler konusuna özel bir önem vermiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi doğrultusunda hazırlanan ve 26 Kasım 1987’de imzaya ve onaya açılan İşkencenin ve Gayri İnsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi de İşkenceye Karşı Ko­mite adlı organa dayalı bir denetim meka­nizması oluşturmuş, imzacı devletleri bu komitenin gerekli gördüğü ziyaretleri yap­maya izin vermekle yükümlü kılmıştır.

İşkenceye karşı dünya çapında mücadele yürüten, hükümetler dışı özel kuruluşlar da vardır. Bunların başında Uluslararası Af Örgütü, İşkencenin Kaldırılması İçin Hıris­tiyan Eylemi ve çeşitli adlar taşıyan insan hakları örgütleri sayılabilir. İşkence kur­banlarının yeniden sağlıklarına kavuşmaları­nı sağlama yönünde çabalar gösteren özel tıp kuruluş ve klinikleri de bulunmak­tadır.

Türkiye, Avrupa Konseyi’nin ve BM’nin işkence konusundaki sözleşmelerini onayla­mıştır (27 Şubat 1988 ve 10 Ağustos 1988). 1982 Anayasası işkence ve eziyeti yasakla­mış (m. 17), Türk Ceza Kanunu da işkence için ağır hapis ve memuriyetten çıkarma cezaları koymuştur (m. 243). Buna karşın uygulamada, özellikle olağanüstü rejimler döneminde, işkence olaylarına ve bu yönde çok yaygın iddialara tanık olunmuştur. İş­kence yapan bazı kolluk görevlileri ile ilgili mahkûmiyet kararları ya da görevini savsak­layan bazı hekimler hakkında Türk Tabipler Birliği’nin verdiği disiplin cezaları bu duru­mun göstergelerindendir. İşkence olaylarıy­la ilgili davalarda delil ve tarafsız tanık bulabilme zorluğu etkili bir yaptırımın uygu­lanabilmesine olanak vermemektedir. Ayrı­ca hazırlık soruşturmasının gizliliği, gözaltı­na alınan sanığa avukatıyla görüşme olana­ğının tanınmaması, tıbbi denetimin geç ve güç işleyişi, gözaltı sürelerinin uzunluğu ve adli otoritenin müdahale edememesi gibi olgular da olumsuz rol oynamaktadır. İş­kenceyle ilgili BM sözleşmesinin (m. 15) ve bazı ceza usul yasalarının (örn. ABD, AFC vb) kabul ettiği “işkenceyle alman ifadeler delil olamaz” kuralı da Türk ceza yargılama­sı hukukuna girmemiştir. Bu eksiklik, vicda­ni delil sistemini kabul eden Türk ceza yargılamasında, yüksek mahkemelerin “olu­şa uygun bulunduğu takdirde” işkenceyle alındığı iddia edilen ifadeleri delil olarak kabul etmesine yol açmışsa da, Ceza Muha­kemeleri Usulü Kanunu’nda 1992’de yapı­lan değişiklik, bu sakıncalı duruma son vermiştir.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER